OSMAN SAHIN - Edebiyat & Sinema
Goztepe, Istanbul
Turkey
ph: 216.363.5676
osman
İnce Memed, bir deha ürünüdür - O.Sahin
Yaşar Kemal, bu romanı yazarak Anavarza yöresi insanlarının kafalarındaki eşkiyalık kültünü ateşlemiş, eşkiyalıkla ilgili ne kadar öykü varsa gelip İnce Memed adında birleşmiştir.
Radikal, 11.10.2002

Herkes İnce Memedci kesildi
Kıbrıs'ın Magosa kentinde Othello Kalesi vardır. William Shakespeare'in ünlü Othello yapıtında anlatılanlar, zenci general Othello ile kont kızı Desdomana'ın talihsiz aşkları, Osmanlı-Venedik savaşı vs. Savaştan sonra Venedikli bir amatör yazar, olan bitenleri kaleme alır yayımlar ama
fazla ilgi görmez. Aynı konu, Shakespeare'in kalemiyle bir başyapıta dönüşür. Ama yıllardır, kimse çıkıp da bu olayın aslı-kökü neydi diyerek Shakespeare'i suçlamamıştır. Othello gerçeğin yerini almıştır.
İnce Memed adlı bir eşkiya yaşamış olabilir. Yaşar Kemal, bu küçücük öyküden dünya çapında bir başyapıt çıkarmamış olsaydı, kim İnce Memed'i bilecekti? Cezmi Yurtsever bile, bu araştırmasını, Yaşar Kemal'in 'İnce Memed' romanının ününe borçludur. Yurtsever'in yaptığı iş, 45-50 yıldan beri büyümüş, dalları göğü tutmuş ulu bir ceviz ağacının ilk çıktığı kabukları aramaya benziyor.
Bir başka örnek verelim:
Güneydoğu ve Akdeniz bölgelerimizde, binlerce yıldan beri anlatılan bir Şahmeran öyküsü vardır. Anonim bir öyküdür bu. Şahmeran'ı, Tomris Uyar ile Murathan Mungan yazdılar. Sanırım gelecekte daha da yazılacaktır. Ama kimsenin aklına Şahmeran'ın aslı neydi gibi sorularla yazarını yormayacaktır. O öyküden yaratılan öyküye ve romana bakacaktır.
1975, 1978, 1992 ve 1993 yıllarında Anavarza yöresi köylerinde röportajlar, araştırmalar yaptım. Yaşar Kemal'in köyü Memite'ye, Tozlu'ya, Abilisli'ye, Keçen'e, Kürt Mahmutlu'ya, Akdam'a, (günümüzdeki adı Yeşildam) İnceyir ve Sarıbahçe köylülerine, Yaşar Kemal'le, 'İnce Memed'i sordum. Bu röportajların bir bölümü, 'Yaşar Kemal Bir Çukurova'dır' başlığıyla, ABD'de, Princeton ve Pennsylvania Üniversitesi'nde, Yaşar Kemal özel sayısında yayımlandı.
Bu röportajları sırasında, köylülerin, İnce Memed'le, Yaşar Kemal adını, bir paranın iki yüzü gibi birbirinden ayırmadıklarını anladım. İnce Memed'in macerasını, Yaşar Kemal'in romanlarından okuyup öğrendiklerini, okuma yazma bilmeyenlere köy odalarında anlattıklarını öğrendim.
İnce Memed'i örnek almışlar
1975 yılında Andırın ağalarının topraklarını işgal eden Sarıbahçe köylüleri, "Biz bu işgali İnce Memed'i örnek alarak yaptık. O da vaktiyle bizler gibi toprak mağduruymuş. Ağalar toprağın çıbanlarıdır. Onlara karşı İnce Memed adıyla öyle haşır neşir olmuşlardı ki, ak sakallı, avurtları çökmüş, titrek sesli bir ihtiyar, koluma girerek: "O 'Kör'ü yakından tanıyın bilin mi?" diye sordu. 'Kör' dediği Yaşar Kemal'di. Tanıdığımı söyleyince, "O zaman o 'Kör'e söyle, İnce Memed, Anavarza'da candarmanın elinden sevgilisini kaçırırken, ben de vardım yanında. Kitabına niye adımı yazmamış? İnce Memed, Aktozlu'da Abdi Ağa'nın evini ateşe verip yakarken, Recep Çavuş'un yanındaki adam bendim. Söyle o 'Kör'e, nankörlük etmesin, bundan sonra beni de yazsın kitabına?" dedi.
Bir başka gün, İbilisli Köyü'nde, 10-12 yaşlarında, çıplak kafalı, şalvarlı bir oğlan çocuğu çıkardılar önüme:
"İnce Memed'in torunu bu" diye.
Sarıbahçelilerin önderlerinden İsmail Kasapoğlu, bana: "Yaşar Kemal, İnce Memed romanını yazmadan önce bizim buralarda kimse İnce Memed'i bilmezdi. İnce Memed romanını okuyan herkes, İnce Memedci kesildi" dedi.
İsmail Kasapoğlu sağdır ve halen Uşak'ta yaşamaktadır.
Bütün bunları, sonradan Yaşar Kemal'e anlatınca, çok güldü. "İnce Memed adında bir insan yeryüzüne hiç gelmedi ki, eşkiyalık yapsın, Anavarza'ya insin. İnce Memed benim yarattığım roman kahramanından başka bir şey değildir" dedi.
Bana göre gerçek, Yaşar Kemal'in söylediği gibidir. Ünlü yazar, bu romanı yazarak, Anavarza yöresi insanlarının kafalarındaki eşkiyalık kültünü ateşlemiş, ne kadar eşkiya öyküsü varsa, gelmiş, İnce Memed adında birleşmiştir. Yaşar Kemal'in yarattığı İnce Memed karakteri yerine, Anavarza yöresinde en az on ayrı İnce Memed karakteri dinleyebilirsiniz. Halk, Yaşar Kemal'in yazdıklarına gerçeğinden fazla sahip çıkmışa benzer. Bir yazar için bundan büyük başarı olamaz.
1994 yılında Isparta, Eğirdir, Kovado Gölü çevresindeki gezilerim sırasında, herkesin İnce Memed adını bildiğine tanık oldum. Uzun uzun İnce Memed türküleri söylediler bana. İnce Memed, Isparta, Burdur ve Afyon yörelerinde yaşamış bir eşkiyaydı onlara göre. Aynı yıl, TRT Antalya Radyosu'nun değerli yapımcısı, araştırmacı Saffet Uysal, (halen bu görevdedir) İnce Memed'in asıl vatanının Isparta, Burdur ve Afyon yöresi olduğunu, hapis yattığını, Mersin'in merkez köylerinin birinde yaşadığını, sonra Konya Ereğlisi'ne bağlı bir köyde eceliyle öldüğünü söyledi.

GENİŞ BİR NEHRİN AKIŞI
"...Yaşar Kemal romancılığının temel kaynağı, temel ülkesi Toroslarla Çukurova'dır. Söylencelere, destanlara, Karacaoğlan'a, Dadaloğlu'na, isyanlara, halk âşıklarına, türkücülere kan ve soluk veren Toroslarla Çukurova. Yaşar Kemal sanatının ana kökleri, bu yörelerin büyüleyici ruhundan alır gücünü. Ben bu yörelerin çocuğuyum, oralara aitim. Yaşar Kemal'in romanlarını besleyen Çukurova ile Toros köylülerinin konuştukları dili konuşarak büyüdüm. Bu nedenle yeryüzündeki bütün Yaşar Kemal okurlarının en şanslılarından biri sayıyorum kendimi. Ne zaman Yaşar Kemal'in bir yapıtını okusam sayfalar duygularıma seslenir, dili dilime çalar.
Bir dil ağzı, bir dil sütü, bir çağla tadı bulur, bir sözcük tomurcuğunun coşkusunu yaşarım. Yapıtlarındaki doğayı, yöreleri, ırgatları, köylüleri, yörükleri okudukça daha önce oraları görmüş, yaşamışım gibi, konuşmalar akrabalarımın ağzından çıkmış gibi taze bir soluğun, taze bir dilin ses izlerini bulur, yoğun duygular yaşarım." O.ŞAHİN
...
Öykü ve roman yazarı Osman Şahin, 70’li yıllardan başlayarak Yaşar Kemal üzerinde çalışır. Yazdığı yazıları çeşitli dergilerde yayınlar, sempozyumlarda söyler. ‘Geniş Bir Nehrin Akışı’, işte bu çalışmaların bir araya getirildiği bir kitap, yazılışı yıllar sürmüş bir Yaşar Kemal incelemesi. Eleştirmenler ve edebiyat tarihçileri bir yana, yazınımızda bu tür çalışmalara pek sık rastlanmaz. Edebiyatçılarımız kendi yapıtlarını yayınlar ama edebiyat üzerine yazılar yazmaktan geri dururlar. Bir yazarın başka bir yazar üzerine yazdığı kitaplarsa kolay kolay bulunmaz. Osman Şahin’in çalışması bu bakımdan önemli. Geniş Bir Nehrin Akışı, hem Yaşar Kemal okurlarını, hem Osman Şahin’in yapıtlarını izleyenleri yakından ilgilendiriyor.
22 Haziran, 2004 NTVMSNBC HAFTANIN KİTAPLARI

Edebiyatımızda, folklorik özellikleri yapıtlarının gözelerine ustaca sindirmesini bilen Yaşar Kemal'dir. Yazınımız, Yaşar Kemal'de, çağdaş, gerçek, büyük sözcüsünü bulmuştur. Yaşar Kemal'in bütün yapıtları, ülkemiz folkloru ile içli dışlı organik bir bağ içindedir. Hitit'ten, Selçuklu'ya, Osmanlı'dan, kimliğini giderek yitiren Türkmen'e, adı ayetlerde 'Zülkarneyn' diye geçen Büyük İskender'e, Van yöresi Kürtlerinden, çöl Arabına, dengbejlere, Ermenilere kadar uzanan büyük destansı kültürün izlerini buluruz onda.
Yaşar Kemal'in bütün yapıtlarında zengin bir halk birikimi, halk çeşitliği vardır. Her yapıtında Anadolu halkının yüzyıllardan beri yarattığı sözcükleri, söylem biçimini, okurlarını yadırgatmadan, ustaca yapıtlarında kullanmıştır. Bu sözcüklerle, deyimlerin birçoğunu, değerli araştırmacı, dilci Ali Püsküllüoğlu, yıllar önce 'Yaşar Kemal Sözlüğü' adıyla kitaplaştırmıştır.
Ayrıca Yaşar Kemal'in yapıtlarındaki doğa zenginliği, benzetmeler, bitki, çiçek türleri, renk, nakış çeşitlemeleri, ağıtlar, ilençler, övgüler, yergiler, alkışlar toplanıp da bir araya getirilse kalın bir kitap olabilir.
Yaşar Kemal'in bazı roman adları bile efsane, türkü kokar. 'Ağrı Dağı Efsanesi', 'Binboğalar Efsanesi' gibi. 'Yılanı Öldürseler' kitabının adı, bir Fethiye türküsünden alınmadır:
'Aktaşı kaldırsalar
Yılanı öldürseler
Küçükten yar seveni
Cennete gönderseler.'
Yaşar Kemal, söyleminin gücünü, çok geniş bir halklar mozayiğinden, geniş bir ülkeler coğrafyasından alır. Yazar, ele aldığı her olayı, evrensel bir temaya dönüştürerek, insanlığın geçmişiyle geleceğini, doğa, tarih, insan, folklor sevgisiyle yoğurur.
Yaşar Kemal bu özellikleri ile çağdaş bir destancı, masalcı, romancı, öykücü ve halkbilim'cidir. Gençliğinde Çukurova'lı halk aşıklarıyla düşmüş kalkmış, destanlar, türküler, ağıtlar derlemiştir. 1943 yılında derlediği 'Ağıtlar'ı, yıllar sonra, değerli araştırmacı, yazar Alpay Kabacalı, 'Gül Yaprağın Döktü Bugün' adıyla yayımlamıştır. Ayrıca Yaşar Kemal ile Sabahattin Eyüboğlu birlikte 'Gökyüzü Mavi Kaldı' adıyla, halk edebiyatından seçmeler yayımlamışlardır.
1960'lı yılların başında, Malatya'da, Beydağı'nın eteklerindeki küçük bir çiftlik evinde tanıdığım seksenlik Hacı Emir Ağa, aşağıdaki söylenceyi anlatmıştı bana. Şöyle:
''Eskiden geçimi sağlığı yerinde adamın biri, yeryüzündeki cenneti aramaya çıkmış. Adama göre cennet, en iyi insanların yaşadığı, en güzel atların olduğu, suyu, havası güzel, toprağı bereketli, herkesin barış içinde yaşadığı bir düş ülkesiymiş. Adamımız, atına binerek günlerce yol tepmiş. İklimden iklime, ülkeden ülkeye savurmuş kendini. Gün gelmiş önü öyle ülkelere çıkmış ki, insanları, atları iyiymiş, ama oraların havasında suyunda iş yokmuş. Bazı ülkelerinse suyu, havası, atları iyiymiş, ama bu kez de insanın da iş yokmuş. Tümü de geçimsiz, kavgacı, hır gür içinde insanlarmış. Bütün bu olumsuzluklara karşın, adamımız umudunu yitirmeden, cenneti aramaya devam etmiş.
Bir gün önü öyle güzel, öyle yeşil, zengin, bitek bir ülkeye gelmiş ki, ''Her halde cennet burası olmalı'' demek zorunda kalmış adamımız. İnsanları mutlu, sağlıklı, konuksever, barışçıl kişilermiş. Dünyanın en güzel, çekik karınlı, rüzgâr yeleli atları da oradaymış. Havasına, suyuna diyecek söz yokmuş ülkenin. Her yer ballı incir, nar ve meyve bahçeleriyle doluymuş. Sokaklarda cerenler, ceylanlar dolaşır, çekinmeden insanların avucundan yem yerlermiş.
İşte bu söylencede anlatılan cennet ülkenin adı 'Çukurova' imiş. Adamımız, aradığı cenneti bulduğundan emin, aylarca konuk olarak ağırlanmış o ülkede. Herkesten sevgi, saygı, ikram görmüş. Sonra da ''Muradıma erdim'' diyerek binmiş atına, dönmüş ülkesine.
Kırk yıl sonra adamımız yaşlanmış. ''Elden ayaktan iyice düşmeden o cenneti bir kez daha göreyim'' diyerek, atıyla çıkmış yola. Günler, haftalar sonra Çukurova'da almış soluğu. Almış ama bir de ne görsün; ne o iyi insanlar kalmış ortada, ne o güzel atlar, ne ballı incirler, narlar, cerenler... Hiçbir şey kalmamış. Üstelik herkes hır gür içindeymiş.
Şaşkınlığından ne yapacağını bilemeyen adamımız: ''Acaba yanlış ülkeye mi geldim'' diye bakınmış çevresine. Hayır, değilmiş. Kırk yıl önce atını bağladığı, gölgesinde oturduğu yaşlı çınar ağacı önündeymiş çünkü.
Köyün ortasında durup beklemesine karşın, ne bir 'Hoş geldin!' diyen olmuş, ne selam veren çıkmış, ne de evine konuk çağıran... Bakmış ki, kendisi kimsenin umurunda değil. Sonunda, yanı başından geçip gitmekte olan, asık suratlı köylülerden birine seslenmiş:
''Bana baksana hemşerim! Bir zamanlar burada çok iyi insanlarla, çok güzel atlar vardı. Ne oldu onlara?'' diye sormuş.
Asık suratlı köylü, dertli dertli başını sallamış ve:
''Sen ne diyorsun bre hemşerim? O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler ve çekip gittiler'' demiş...
Yaşar Kemal'in destansı bir dille yazdığı, Çukurova'nın geçmişi ile Çukurova'nın bu günlere kadar gelen değişimini, yağmalanışını anlatan 'Demirciler Çarşısı Cinayeti' ile, 'Yusufçuk Yusuf' romanları işte yukarıdaki köylünün destansı sözleriyle başlar ve biter:
''... O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler ve çekip gittiler...''
Anadolu'da yıllarca anlatılan, küçük ama özü sağlam bir halk söylencesinden, çağdaş bir çocuk romanı yaratmasını da bilmiştir Yaşar Kemal. Çocukluğumda benim de birçok kez dinlediğim bu söylencenin aslı, 'güçsüzün, güçlüyü' yenmesi öyküsüdür. Karıncalarla Fillerin savaşını anlatır ve sonunda karıncalar filleri yenmeyi başarırlar.
Söylence şöyle:
''Yeryüzünün en güçlü, en iri hayvanı olan Filler Sultanı, karıncaları küçümser, tepsi gibi kalın, geniş ayaklarıyla karıncaların yuvalarını çiğner, yerle yeksan edermiş. Karıncaların şahı Topal Karınca, soluğu hayvanlar padişahı Hz. Süleyman'ın yanında almış. Filler Sultanını şikâyet etmiş:
''Sen ki cümle hayvanların peygamberi, atasısın. Hepimizin dilinden anlarsın. Filler Sultanına söyle, küçüğümüz diye bizi hor görmesin. Yoksa biz ona yapacağımızı biliriz'' demiş.
Hz. Süleyman, Filler Sultanını birkaç kez uyarmış uyarmasına ama Filler Sultanı ne onu dinlemiş, ne de karıncaları. Böbürlendikçe böbürlenmiş.
''Hıh, bana yapacaklarını bilirlermiş? Haydi yapsınlar da görelim bakalım'' diyerek karıncaların yuvalarını inadına ezmeye, çiğnemeye devam etmiş.
Canları yanan karıncalar şahı Topal Karınca soluğu yine Hz. Süleyman'ın yanında almış:
''Artık bizden günah gitti. Biz ona yapacağımızı biliriz'' demiş. Hz. Süleymanda:
''Haklısınız. Filler Sultanı söz dinlemiyor. Canınız ona ne yapmak istiyorsa, yapınız. Serbestsiniz'' demiş.
Karıncalar şahı Topal Karınca, yer yüzünün bütün karıncalarını toplamış başına. Her şeyi enine boyuna düşünüp tartışmışlar. Sonra da Filler Sultanı'nı akıllarıyla yenmeye karar vermişler. Ne kadar karınca yuvası varsa, toprağın bir parmak altından, derinlemesine, bir buçuk, iki metre kadar oymuşlar, oymuşlar... Olan bitenlerden habersiz olan Filler Sultanı, yine karınca yuvalarını çiğnemeye başlayınca, olan olmuş. Karınca yuvalarının altı, bir buçuk, iki metre oyulduğundan, filin ağırlığına dayanamayan parmak kalınlığındaki toprak göçmüş, göçünce de, filin ayakları, bir buçuk, iki metre derinliğe batmış. Ve bir daha asla ayaklarını o çukurlardan çıkaramamış. Filler Sultanı'nın hasımlarını korkutan ezici ağırlığı bu kez kendisinin düşmanı olmuş. Çukurlardan çıkamayınca bağıra çağıra, ağır ağır ölmüş... Böylece yeryüzünün en küçük hayvanı karıncalar, birliktelikleri ve akılları sayesinde, yeryüzünün en güçlü, iri hayvanı olan filleri yenmeyi başarmışlar.
Anadolu'da: ''Düşmanın topal karınca bile olsa, kork!'' sözü sanırım bu kısa söylenceden gelir.
Yaşar Kemal usta, binlerce yıldan beri anlatılan bu kısacık söylence çekirdeğini açarak, besleyerek, o soy çekirdeği yeni baştan kalıba dökerek, söylencedeki olayları çağımızın olaylarına yaklaştırıp taşıyarak, 'Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca' adlı eşsiz yapıtını ortaya koymuştur. Bu yapıt, yalnızca ülkemiz çocuklarına değil, çağımızın çocuklarına yazılmış bir baş yapıttır. Bu romanın özünde anlatılan sağlam gerçek, ezilmişlerin, ezenlere karşı üstünlüğüdür, yol göstericiliğidir. Burada Filler, çağımızın sömürgen, güçlü emperyalist devletlerini, karıncalar ise, ezilen, sömürülen, bağımsızlık savaşımı veren Üçüncü Dünya ülkelerini simgelemektedir.
(*) Bu yazı, 22 Aralık 1997 günü, AKM Konser salonunda, büyük folklorcümüz sayın, Pertev Naili Boratav'a Saygı Sempozyumu'nda, 'Türk Edebiyatı ve Folklor İlişkisi' adıyla, Osman Şahin tarafından hazırlanmış ve sunulmuştur.
Siz bir kez yazdınız "İnce Memed"i ama halk defalarca...
Doğrudur. Bu açıdan "İnce Memed" beni çok da mutlu etti. Arkadaşım hikâyeci, romancı Osman Şahin teybini alıp Çukurova köylüklerini dolaşıp, köylüler İnce Memed'i biliyorlar mı, biliyorlarsa ne düşünüyorlar diye araştırmış. Şahin topladıklarını yayımladı. Birçok köylü İnce Memed'in yaşadığını, kimi köylüler de evlerine geldiğini, uzun boylu, yakışıklı, güzel gözlü bir delikanlı olduğunu söylüyorlar.
"NAMUSSUZUN BİRİDİR!"
Siz de rastlamış olmalısınız İnce Memed'i tanıdığını söyleyenlere...
İstanbul'da biri bana uzun uzun anlattı... Beni tanımıyor ama... İşte İnce Memed ile Toros Dağları'nda gençliğinde birlikte dolaştığını, bir çarpışmada yaralanıp İstanbul'a hastaneye geldiğini, iyileşince çoluk çocuğa karıştığını, İnce Memed'i bir daha göremediğini, onun da yitiklere kavuştuğunu... Adam gürlüyor: "Yaşar Kemal namussuz herifin biridir. Niye yazmadı beni, halbuki ben İnce Memed'in yanındaydım".
Ona hangi zamanlarda İnce Memed'in yanındaydın diye sordum, o da bana "Hatçe'nin vurulup öldüğü yerde İnce Memed'le birlikteydik" dedi.
Adanalı Kebapçı Deli Mehmet bu.
Nasıl bir karakter ki, insanlar yazarın kurgusuna kendini dahil edecek kadar tanıyor onu... Ya da yakın hissediyor...
"İnce Memed" anlatıcısı bir destancıyla karşılaştım. Köy köy dolaşıp İnce Memed'i anlatıyormuş halka. Bir gece bir köy kahvesinde destancıyı ben de dinledim. Anlata anlata öyle bir İnce Memed yaratmış ki, bir şaheser. Acaba ben bu İnce Memed'i daha güzel yazabilir miydim? Suyun altında binlerce yıl kalmış çakıltaşı gibi destanlar böyle yaratılır işte. O destancıya göre de Toroslar'dan öte bir yerde İnce Memed hâlâ yaşıyordu.

İNCE MEMED ÖLMEZ...
Yaşar Kemal, İnce Memed'in yaşamış bir karakter olduğunu söyleyen, hatta mezarının bile bulunduğunu savunanlara 'İnce Memed'i öldüremezsiniz, ama onu öldürmeye teşebbüs de bir suçtur' diyor
Hayat tekrarlardan ibarettir. Bunu kabullenince insanın içi daha rahat oluyor. Kimi meseleler yine yine gündeme taşınıyor, bitti sandığınız tartışmalar bir daha bir daha yapılıyor. Yaşar Kemal'in İnce Memed'de gerçek bir eşkıyayı, yaşanmış bir hikâyeyi anlattığı iddiası gibi... Biz sıkıldık, Yaşar Kemal sıkılmaz mı, hem de nasıl sıkılmış. "Beni bunlarla uğraştırmak ayıptır, daha yazacağım çok roman var" diyor. Ama dehasının en büyük ürünlerinden birinin üzerine gölge düşürülmesine de tabii ki izin vermiyor.
Araştırmacı Cezmi Yurtsever yıllardır İnce Memed'in peşinde geziniyor. 15 yıl kadar önce Yankı dergisinde dile getirdiği iddiaları, üç yıl önce Aksiyon'da, geçen hafta da Aktüel dergisinde bir kez daha gündeme taşıdı.
İnce Memed gibi düşten gerçeğe doğru giden bir roman karakteri ve onun yaratıcısı Yaşar Kemal söz konusu olunca belki de bunca gürültü normal. Aslına bakarsanız Cezmi Yurtsever, yıllar önce Osman Şahin'in yaptığı gibi bu işe kafayı takmış, dağ tepe, köy köy gezerek araştırmalar yapan biri. Yani küçümsenmeyecek bir iş yapıyor. Ama onca emeğin karşılığında ne kadar somut gerçekler buluyor, polemikten öteye gidebiliyor mu? Bunların edebiyatımıza ne kadar yararı var? Üstelik Türk edebiyatının yaşayan efsanesi Yaşar Kemal için yazılmış o kadar az kitap var ki, keşke onca emek daha ciddi araştırmalar için harcansaydı demekten kendini alamıyor insan.
Cezmi Yurtsever, 1999 yılında Safiye Memed adlı eşkıyanın aslında İnce Memed olduğunu öne sürmüştü. Safiye Memed'in mezarı başında toplantılar yapılmış, müteveffa eşkıyanın ablası ise abisinin hayatını yazarak ünlendiğini sandığı Yaşar Kemal'i, abisinin mezarını yaptırmaya çağırmıştı. Ben de Yaşar Kemal'le röportaj yapmıştım. Yaşar Kemal, özetle 'Roman hayal gücüyle yazılır. Ben de öyle yaptım, anlatılanlar doğru değil; bunlar roman nedir bilmiyor' deyip meseleyi kapatmıştı.
Bu kez de Yaşar Kemal'in Kozan Cezaevi'nde İnce Memed'in arkadaşı Hilmi Oflaz tarafından bıçaklandığı iddiası başlıktaydı. Biz de bıçaklanan kişiyi aradık. Onun da görüşlerini almak için. Yaşar Kemal de meseleye noktayı koyacak bir röportaj önerimizi kabul etti.
Yaşar Kemal teybe konuşmayı sevmediği için bir A4 bloknot alıp gittim. O söyledi ben yazdım. Çok güldük, çok eğlendik... Öyle teybe meybe değil doğrudan kâğıda, oradan okuyucuya kesintisiz ulaşan bir röportaj yaptık...
* Şöyle başlayalım: İnce Memed'in arkadaşı Hilmi Oflaz'ın sizi bıçakladığı doğru mu? 'Aloy' lakaplı Kürt Ali diye İnce Memed'i ihbar eden bir akrabanız var mı?
** İnce Memed'i yazmadan önce, ya da sonra, yaşayan ya da yaşamış İnce Memed adında hiç kimse yok. Değil Çukurova'da Toroslarda'da ben hiçbir İnce Memed bilmiyorum. İnce Memed adı benim bu romanı yazmamla ortaya çıktı. Araştırmacı geçinen Cezmi Yurtsever, İnce Memed'i öldürtüyor. Oysa ben İnce Memed adında hiçbir şey tanımıyorum; ne kurt var, ne kuş var İnce Memed adında, ne de börtü böcek var.
Çukurova'da Osman Şahin'in yaptığı araştırmalara göre İnce Memed'i tanıyan çok kişi var. Herkes İnce Memed yaşamış zannediyor. İnce Memed'i ben yarattım demeye gerek yok. Yalnız bu Kadirlili araştırmacı yıllardan bu yana 'Benim babam bina okur, döner döner gene okur', tutturmuş bir İnce Memed.
* Cezmi Yurtsever, İnce Memed'in mezarını bulduğunu söylemişti. Şimdi de romanda geçen 31 eşkiyanın toplu mezarını bulmuş. Bu mezarların yaptırılması, açılması için size çağrılar yaptı...
** Ne söyleyebilirim. İnce Memed, dört ciltlik romanın dört cildinde de ölmedi. Bu adamın söylediği mezarı ben nasıl ziyaret edeyim. Kim yatıyor orada? Romanda ölmüş olsa neyse. Osman Şahin'in araştırmalarında İnce Memed'i gördük diyenler arasında mezarı gösteren yok. Çünkü onlar romandan biliyor, romanda da ölmüyor, ne yapsınlar. Bu araştırmacı ise çok yetenekli, benim öldüremediğim İnce Memed'i öldürmüş, bir de mezar yapmış ona. (Kahkahalar atıyor) Nasıl giderim de ölmemiş İnce Memed'in mezarını ziyaret ederim. Benim adıma bu Kadirlili araştırmacı gitse de ziyaret etse çok iyi olur. Ha, romanımı ölmüş farz ediyorsa eğer, Türkiye'de ve dünyada yaşayan bir roman bu. Onu öldürmeye hiç kimsenin gücü yetmez. Bir de sloganlar var, 'İnce Memedler ölmez' diye. Onu da ben çıkarmadım herhalde...
Benim Türkiye'de ve dünyada İnce Memed'i öldürmeyen okurlarıma kim ne diyebilir. Çok şükür onlar Kadirlili araştırmacı gibi değil. Belki de okumamıştır romanı bu gariban. İnce Memed'in dört ciltte de yaşadığını bilmiyor.
Eski yazarlarımızdan biri, ona devamlı çatan yazara, 'Allah versin' diyor. Bundan sonra benim de, bu adam ne derse desin sesim sedam çıkmayacak. Ama mahkemelik olabilirim. Çünkü o suç işledi, İnce Memed'i öldürmeye teşebbüs suçu işledi. Gücü yetmez ama teşebbüs de bir suçtur. (Gülüyor)
* Sizin İnce Memed'i yaşlılardan dinleyerek yazdığınızı söyleyen birçok arkadaşınız varmış Kadirli'de.
** Evet Kadirli'de çok arkadaşım var. Ama sayın araştırmacı aracılığıyla hakkımda ahkam kesenlerin hiçbiri arkadaşım değil. Ben insanları hiçbir zaman küçük görmedim, kim olursa olsun. Ama birtakım sebeplerden dolayı, sözünü ettiği insanlar benim hiçbir zaman arkadaşım olamaz.
* Osman Şahin'in bulduğu, İnce Memed'i tanıyan köylüler var. İnsan merak ediyor, Toroslar'da roman mı okunuyor?
** Ben bir gün Trakya'da bir köye röportaj için uğradım. Orada bir adam kahvede günlerdir İnce Memed'i anlatıyormuş, dinledim, teybim olmadığına üzüldüm, o kadar iyi anlatıyordu ki. Ona sormadım Trakya'da İnce Memed var mı diye. Anlattığı hikâyenin temeli benim 'merhum İnce Memed'di, "Devamını ben uydurdum, sağ ol sayende geçinip gidiyoruz" dedi. Bu araştırmacının da kitabı çıkacakmış, belki o da geçinip gidecek...
* Aloy'u unutmayalım, İnce Memed'i tanıyan böyle bir akrabanız varmış.
** Ben, Alevilere karşı değilim, böyle sanmasınlar. Zulüm gördükleri için her zaman Alevilerin yanında oldum. Yalnız ben Alevi kökenli değilim. Ünlü eşkıya Alo, dergide yazıldığı gibi 'Aloy' değil, benim akrabam olamaz. Çünkü Alo bir Toros Alevisi'ydi. Benim ailem Sünni kökenlidir. Bu Aloy'la nasıl akraba olmuşum anlayamadım. Bu da araştırmacının uydurmalarından biridir.
Aslında bütün bu yazı baştan aşağı uydurmadır. Bana yeni bir ad da bulurdu ama nasıl olduysa yeni ad uydurmamış. (Kahkahalar) Örneğin Sefa Vaisoğlu'ndan söz ediyor, Atatürk'ün arkadaşıdır diyor. Sefa Vaisoğlu'nu tanırım. Atatürk'ün arkadaşı olduğunu hiç bilmiyordum. Sanıyorum, olamaz da; çünkü Kurtuluş Savaşı yıllarında Atatürk'ün arkadaşı olacak kadar yaşlı değildir. Valla sanıyorum ki Kadirli'de hiç kimse de Sefa Vaisoğlu'nun Atatürk'ün arkadaşı olduğunu bilmiyor. Belki Vaisoğlu da bilmiyordur Atatürk'ün arkadaşı olduğunu.
* Eşkıyaları destekleyen Kuvayı Milliyeci Remzi Bey, cezasını tamamlayıp Kadirli'ye döndüğünde onunla tanışıp anılarını derlemişsiniz. Bir kış mevsimi Kızılay çadırında hayatta kalan eşkıyalarla görüşerek olayları İnce Memed romanında kurgulamışsınız... Öyle mi?
** Tamamen yanlış, Remzi bir eşkıyadır, çetesi vardır, yıllarca dağda kalmıştır. Dağa çıkmadan önce de Çukurova'da Kurtuluş Savaşı'na katılmıştır ve İstiklal Madalyası vardır. Ben onun anılarını hiçbir zaman yazmadım. Sadece dostluğumuz vardır onunla. Onun eşkıyalığını da hiçbir zaman konuşmadım. Arada sırada kimi anılarını anlatıyordu, o kadar.
* 'İnce Memed romanına konu olan' eşkıyalardan 31 tanesinin mezarını bulmuş Cezmi Yurtsever. Bunlar kim?
** Bunları o devrin hükümetini suçlamak için yazdım ben. Toroslardaki eşkıyalar için, hükümet bir af ilan etti. Sanıyorum sayıları 31'den daha fazlaydı. Jandarmalar bunları kol kola kendirle bağlayarak Adana'ya yakın Sarıçam mevkiinde kurşuna dizdi. Ben bunları birkaç kez yazdım. Peki bunun İnce Memed'le ne ilgisi var. Bu zavallı İnce Memed her yerde var. Bu yaratıcı araştırmacı, bizim üniversitelerden birine tarih profesörü olurdu. Bizim Kadirli'den ne adamlar çıkıyor, gurur duyuyorum. Fuat Köprülü'den sonra enternasyonal ilk profesörümüz olur. Onun yüzünden beşinci cildi yazmaya kalkacağım. Onun gül hatırı için belki beşinci ciltte öldürürüm İnce Memed'i...
* Aktüel'deki yazıda daha birçok iddia var. Bunların içinde hiç mi doğru yok?
** Yok.
* Hiç, ama hiç doğru yok mu?
** Deveye sormuşlar, 'Boynun niye eğri'. 'Nerem doğru ki' demiş. Gerçekten düşünüyorum neresi doğru bu yazının. Bu araştırmacı tutturmuş, İnce Memed öldü de öldü, mezarı da mezarı, arkadaşı da arkadaşı. Yıllardır böyle bu adam. Ne yapacağımı bilmiyorum. Arkadaşlar 'Gül, geç' diyor. Ama o yıllardır bununla uğraşıyor, başka bir işi yok bu adamın.
* Bu iddiaları yayımlamadan önce doğrulatmayan, sizin görüşünüzü almayanlara da kızgın mısınız?
** Her şey değiştiği gibi, bizim gazeteler de değişti. İnce Memed'in yaşamış olduğunu iddia eden ünlü araştırmacıyı haber yapan Aktüel dergisi, saf bir magazin dergisidir. Doğruluğunu bana sormadan yalan yanlış yazıyı yayımladılar. Bu magazinlerin Türkiye'de bizim anlayamayacağımız kadar başka ödevleri var...
* Anlatılanları 'bir tarih depremi'nden korktuğunuz için doğrulamadığınız yazılmış. Nedir bu 'tarih depremi'.
** Benim ölümsüz yapıtımı öldürmek bir tarih depremi mi oluyor? Aktüel dergisi ve tarihçi denen bu adam benim yapıtımı öldüremeyecek. İnce Memed de belki günü geldiğinde ölecek, kimse okumayacak. Öyle bir şey düşünmek istemiyorum ama her şey ölümlü olduğu gibi İnce Memed de ölümlüdür belki.
* Yazıda söylendiği gibi Kadirli ilçesine kızgın mısınız?
** Büyüdüğüm bir ilçenin içindeki bütün insanlara nasıl kırgın olurum. Elbette içinde kırgın olduklarım, ama çok sevdiklerim de var. Acaba Kadirli için kötü bir yazı mı yazmışım. Romanlarımda ben kasaba adı, köy adı, hemen hemen hiç yazmam. Düldül Dağı'nı yazarım, onun da sahibi yok. Bütün çocukluğumda kaleboynuna oturup biz onu seyrederdik. Bu benim çocukluk anılarımda en şiirsel görüntüdür. Nereden çıkartıyorlar benim Kadirli'ye kırgın olduğumu. Ben mi söylemişim. Bu da yalan. Ben Aktüel dergisinin yerinde olsam, bunlar doğru mu yanlış mı diye araştırırım. Bu bir lekedir, bir dergi için. Bu kadar yalan yazan insan okuyucusuna ne diyebilir?
* İnce Memed'in imi timi belirsiz olamıyor bir türlü. İlle de ona bir geçmiş buluyorlar, neden?
** Eee, İnce Memed'i hep öldürmeye çalıştılar. Bunlar da önce diriltip sonra öldürüyorlar. Ben büründürdüm onu ete kemiğe ama bunlar da öldürüyorlar. Bir yazarı bunlarla uğraştırmak yalnız Türkiye'de olur. Bir eleştirmen, edebiyatçı, öğretmen yahut Adana'da yaşamış biri çıkıp, bunları araştırıp İnce Memed diye birinin yaşamadığını söylemelidir. Beni bunlarla uğraştırmak ayıptır. Benim daha yazacağım bir sürü roman var.
* Sırada hangi romanlar var?
** Bir Ada Hikâyesi'nin dördüncü cildi 'Çıplak Deniz Çıplak Adam' biter bitmez, inşallah 2003 yılında bitecek, Akçasazın Ağaları'nın üçüncü kitabı 'Anavarza'yı yazacağım. Ömrüm olursa daha çok roman var kafamda. Hepsinin adı belli, sanı belli, konusu, hikâyesi, dili belli.
www.radikal.com.tr - 06/10/2002 - CEM ERCİYES
"Roman hayal gücüyle yazılır" 1999 (by Cem Erciyes)
http://yunus.hacettepe.edu.tr/~bbm523/ykemal.htm
Yaşar Kemal hâlâ İnce Memed'i bulmaya çalýþanlara þaþmýyor da romanlarýnda gerçekliði arayan yazarlara kýzýyor. En son, Aksiyon dergisinin kendisini gerçekliði çarpýtmakla suçlamasýna ise tepkisi sert: 'Bunlar roman nedir bilmiyor'
Çağdaş Türk ve Dünya edebiyatının büyük devi Yaşar Kemal’in 56 yıldan beri yazdığı 1000’e yakın yazıyı, değerli araştırmacı-yazar Alpay Kabacalı, dergi ve gazete sayfalarından derlemiş, bu yazılardan 400 kadarını yıllar önce; Ağacın Çürüğü; Baldaki Tuz; Ustadır Arı; Zulmün Artsin adlarıyla kitaplaştırmıştı.
Kabacalı kitapların girişinde yer alan sunu yazılarının sonunu: “…Bu kitaplarımı Yaşar Kemal’i Yaşar Kemal yapan, onun hiç tükenmeyen kaynağı olan Anadolu halkıyla, Anadolu doğasına ithaf ediyorum…”diye bitiriyor.
Yaşar Kemal’in bu yazılarına ben, “Aydınlanma Yazıları” diyorum.!
Yarım yüz yılı aşan bu yazıları, ülkemizin bugünkü gerçekleriyle yüzleştirdiğimizde, Yaşar Kemal’in ne denli ileri görüşlü, iyi niyetli bir yazar olduğunu görürüz.
Yıllardan beri ağırlaşan ağır ekonomik koşullar, can alıcı tehlikeler üstüne, daha dün yazılmışlar gibi taze, güncel yazılar bunlar. Farklı bir kültür zenginliği, doğal bir halk ve insan sevgisiyle yazıldıklarının yanı sıra, yazarımızın haklı öfkesine, isyanına da tanık oluyoruz.
Bu yazılar, dünya insanlığının bir parçası olan ülkemize, gerçek barışın, kardeşliğin, demokrasinin gelmesi için durmadan atan yüreğinin, kanına kök salmış iyi niyetinin birer yansıması ayrıca.
Çok partili düzene geçtiğimiz 60 yıllık süreç içinde kaç hükümet kuruldu, kaç başbakan, kaç bakan, milletvekili, yüksek bürokrat ve müsteşar görev yaptı? Bu insanlar, Yaşar Kemal gibi değerli yazarlarımızın yazılarını yayınlandıkları dönem içinde okudular mı acaba? Hiç sanmıyorum. Okumadıkları gibi “…Boş ver şu solcu komünistleri!” demiş geçmişlerdir. Çünkü onlar yarını değil, günü kurtarmanın peşine düşmüşlerdi.
Adına “Politikacı” dediğimiz, bir çoğu yalan okulunun yalan sınıfından mezun olmuş bu kişiler, bu ‘sandık hırsızları’, aydınlarımızın bu yazılarını okumuş olsalardı, onların bu yazılarının özündeki büyük tarihsel uyarıyı sanırım anlar, görürlerdi. Ülkemiz bu denli sömürgeleşmez, bağımsızlığını yitirmez, toprağını, limanlarını, devasa fabrikalarını özelleştirme adı altında, kendi bedenini satan kadınlar gibi başkalarına peşkeş çekmezdi. Ne askeri darbeler olurdu, ne IMF buyrukları, ne de ümmetçi-çağdışı iktidarlar gelirdi.
Yaşar Kemal gibi seçkin aydın yazarlarımız bu yazılarını sanki başka bir çağda, başka bir ülkede, başka bir halkın diliyle yazmışlar gibi hiç okunmamış, ilgilenilmemiştir.
Ülkemiz kadar kendi sanatçısına kulak asmayan, onları dinlemeyen bir başka ülke az görülür.
Oysa bu yazılar, ülkemizin doğasını yitireceğini, toprağımızın, tarımımızın çökeceğini, denizlerin kirleneceğini, nehirlerin, akarsuların birer kusmuk suyuna dönüşeceğini, bir takım uşak ruhlu politikacıların bu ülkeyi, taşıyla toprağıyla yabancılara peşkeş çekeceklerini haber veriyordu. Eğitimimizin dinselleşeceğini, dilimizin kirleneceğini, "Türkilizce" gibi piç bir dilin oluşacağını yıllar önce yazarak yetkilileri uyarmışlardı. Bütün bunlara karşın politikacılar Yaşar Kemal, Aziz Nesin, İlhan Selçuk, Oktay Akbal ve daha pekçok yazarı hapislere attılar, mahkemelerde süründürdüler.
Bir kahve sohbetinde konuşur gibi, doğaçlama, temiz ,yalın bir dille yazılmış yazılar bunlar. Ülkemizin olmazsa olmazlarını, derin bir sorumlulukla yazarak, anlatarak gözler önüne seriyor. Anadolu’ya, aydınlanmanın, ışığın, yukarıdan aşağıya değil; halktan gelmesini istiyor Yaşar Kemal. “…Halkı eğitmediğin, onu değiştirmediğin sürece dört yılda bir yapılan seçimlerle aynı kişileri seçersin, oysa asıl değişmesi gerekenler seçmenler olmalıdırlar…” diyor. Halkımızın, Anadolu topraklarının özgürleşebilmesi için, dünyanın en özgün okulları olan Köy Enstitülerini canı gönülden savunuyor!
Seçimlerde 9.5 milyon insan okuma yazma bilmediği için parmak başarak oy kullanmış. 10 milyona yakın insan işsiz. İşsiz demek, evine aş-ekmek götüremeyen, okuyamayan insan demektir. Şimdi bu insanlar özgür bir iradeye sahip olabilir özgürce oylarını kullanabilirler mi? Milli İrade böyle mi oluşuyor? Böyle insanlar, dörtyılda bir oy kullanarak bazı politikacıları adam niyetine seçerler. Asıl seçmeleri gereken kişileri, yanı asıl çırayı bırakırlar, söğüt odunundan çıra çıkarmaya çalışırlar. Duayı halk yapar, ama yağmur seçilenlerin bahçelerine yağar.
Politikacı denilen bu halk simsarları, her zaman halkımızın yanında olduklarını söylerler ama, aslında kendi kuyularından dışarı çıkmazlar. Durmadan konuştukları, boş konuştukları için halkımız onlara bandocu diyor, yani çok gürültü yapan anlamına.
Ya da tanesiz harman savurur gibi durmadan laf savuruyorlar ama konuşmalarının içinde bir tane ise yarar tane yok diyorlar. Bu beyler, milletvekili seçilipte dokunulmazlık zırhına bir kez büründüler mi, ülke çıkarlarını bir yana bırakarak, kendileri ile partilerinin çıkarlarını savunan birer askere dönüşürler!
“Yavuzluğun sonu uyuzluk” sözü de bir halk deyişidir. Bir zamanlar gazetelerdeki köşelerinde durmadan sosyal adaletten söz edenler, bu konularda coşkulu yazılar yazanlar, yazdıkları her yazıyı şimşek sanan bazı döneklerin dumani, şimdi emperyalizmden yana tutuyor. Eski sosyal adaletçi düşüncelerini terkederek, küreselleşmeciliğin kuyruğuna takıldılar. Daha önce yazdıklarını şimdi reddederek!
Şimdiki yazılarıyla geçmişteki yazılarının karşısına geçerek, terkettikleri eski mevzilerine kurşun sıkıyorlar. Yaşamlarının bir dönemini suçluyorlar.
Yaşar Kemal gibi büyük bir yazarın uyarılarına yıllardan beri kulak tıkayanlara, zamanın ödettiği tarihsel, büyük bir cezadır ülkemizin bugünkü hali.
Bu cezayı daha çok çekeceğiz.
23 Mart 2005
.
Copyright by Osman Sahin. All rights reserved.
Bütün yayın hakları ve fotoğraflar Osman Şahin'e aittir.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Webdesign by Buket Sahin
OSMAN SAHIN - Edebiyat & Sinema
Goztepe, Istanbul
Turkey
ph: 216.363.5676
osman